Anasayfa » Gündem » Nerede ABD’nin Süper Gücü(!)

Nerede ABD’nin Süper Gücü(!)

Hazinelerinin anahtarlarını develerle taşıyan Hz. Musa’nın amcazadesi Karun, ihtirasları nedeniyle bu serveti biriktirdi ve yine aynı ihtiras nedeniyle hazineleri ile birlikte yerin dibine gömüldü.

Ondan daha önce yaşayan Lidya Kralı Karun da, ihtirasları nedeniyle Pers kralı Kiros’a savaş açtı. Savaşı kaybedip hazinelerini kaptırdı. Yine kendilerini tanrı ilan edip halka kabul ettiren Mısır kralı firavunlar, hayatlarında altın biriktirmekle yetinmeyip mezarlara da altınla gömüldüler. Tüm bunlar yaşanırken aynı dönemde inanların çok büyük bölümü açlıktan ölmekte, ya da yarı aç, yarı tok yaşamaktaydı.

Çünkü ben ve arkadaşlarım sadece altının iyileştirdiği bir kalp hastalığına yakalandık!

Altın ve Gümüş’e değer vermeyen, parayı kullanmayan Astek ve İnka medeniyetleri, kendi çağının çok daha ilerisinde idi. Çünkü, tüm enerjilerini üretime ve ilerlemeye harcamışlardı. İspanyollar Amerika kıtasına ayak basınca her şey alt üst oldu. Yerli halk, yenilmeyen, içilmeyen, alet ve silah yapımı için çok yumuşak olan bu sarı metale duyulan olağanüstü ilgiye anlam veremeyip İspanyol Hernan Cortes’e bu ilginin sebebini sorunca Cortes; “Çünkü ben ve arkadaşlarım sadece Altının iyileştirdiği bir kalp hastalığına yakalandık” demişti.

Bir vadi dolusu altını olsa ikincisini ister!

Cortes İspanya’ya gemiler dolusu altın götürdü, ancak götürdüğü altının 10 katını götürse de yakalandığı kalp hastalığından kurtulamazdı. Çünkü insan ihtirasları doyumsuzdur. Peygamberimizin sözüyle; “Bir vadi dolusu altını olsa ikincisini ister.

Oysa insan ihtiyaçları sınırlı ve basittir. Barınma, giyinme, yeme ve içme gibi…

Paylaşım savaşları sona erecek

Bu güne kadar ortaya atılan ekonomik sistemler, insan ihtiyaçlarını karşılamak yerine sınırsız insan ihtiraslarını doyurmak üzerine kurgulandı. Halbuki ekonomik sistemler; sınırsız olan insan ihtiraslarını doyurmak için değil, sınırlı olan insan ihtiyaçlarını karşılamak için kuramlarını oluşturmalıydı. Ekonomik sistemde ihtiras ve ihtiyaç ayrımı ilk kez Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde (MEM) yapıldı.

“Sınırsız insan ihtiyaçlarını sınırlı kaynaklarla karşılama bilimi”

Sayın Baş, ekonominin tarifini tümüyle değiştirdi. Mevcut ekonomik sistemlerde ekonomi: “sınırsız insan ihtiyaçlarını sınırlı kaynaklarla karşılama bilimi” olarak tarif edilirken MEM’de ekonomi; “sınırlı insan ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklarla karşılama bilimi” olarak tarif edilmektedir. Bu tanım değişikliği dünyada 9 bin yıldır devam eden paylaşım savaşlarının sonunu getirecek insanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden biridir.

Zincirleri olmayan modern kölelik

Ekonomi tanımının değişmesi kadar önemli Prof. Dr. Haydar Baş’ın yaptığı bir diğer devrim ise, paranın tanımını değiştirmesidir. Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde Para “emek ve üretimin karşılığıdır“.

Bu sitemde; paranın kendisi alınıp satılmaz, mal ve hizmetin alınıp satılmasında mübadele aracı olarak kullanılır. Yani Para ile para kazanılmaz. Para sadece emek ve üretim ile kazanılır.

Prof. Dr. Haydar Baş’ı ve Milli Ekonomi Modeli’ni iyi anlamak için mevcut sistemin nasıl işlediğine bakmak gerek. Öncelikle ifade etmek gerekir ki; mevcut ekonominin 3 temel ayağı vardır; faiz, döviz ve borsa…

Mevcut ekonomik sistemde para kazananlar, emek ve üretim ortaya koymadan kazanır!

Televizyonların ekonomi haberlerini dinlediğinizde ya da gazetelerin ekonomi sayfalarını açtığınızda; faiz oranlarından, döviz kurundan, borsa rakamlarından bahsedildiğini görürsünüz. Borsadan para kazananlar, emek ve üretim ortaya koymadan kazanır. Faiz ve döviz üzerinden para kazananlar da aynı şekilde emek ve üretim ortaya koymaz. Yani mevcut ekonomik sistemde para kazananlar, emek ve üretim ortaya koymadan kazanır.

Aslında emek ve üretim olmadan birileri kazanç elde ediyorsa, birileri de kaybediyor demektir. Çünkü kumar masasında birileri kaybettiği için başkaları kazanmaktadır. Yani kazanç el değiştirmektedir. Başka bir deyişle; emek ve üretim ortaya koyanlar katma değer üretir, kazanç ortaya çıkar. Ancak kurulan soygun sistemi ile kazancın az bir kısmı emek ve üretimi ortaya koyanların eline geçerken, büyük bir kısmı, para ile para kazananların eline geçer. Yaklaşık 500 yıldır dünya insanlığının çok büyük bölümü, para için çalışırken, servet sahipleri parayı çalıştırır. Para için çalışan herkes aslında parayı elinde tutanların kölesi durumundadır. Bu zincirleri olmayan modern köleliktir.

Sömürü sisteminin merkezinde dolar var!

Peki, para nasıl basılıyor? Para sahipleri bu parayı nasıl ele geçirip tutuyor? Sömürü çarkları nasıl dönüyor? Para ile kurulan sömürü siteminin merkezinde ABD doları vardır. Konunun anlaşılabilmesi için ABD dolarının rezerv para olma serüvenini anlatacağız. Ancak konunun daha iyi anlaşılması için dolara gelinceye kadar, dünyadaki ve ABD’deki para sistemini özetlemekte fayda görüyoruz.

Kâğıt para çıkıncaya kadar binlerce yıl, sadece madeni para vardı. Para, gümüş ve altından basılırdı. Bozuk para olarak da bakırın kullanıldığı oldu. Kâğıt para, ilk kez Çin’de çıktı. Yüzyıllar sonra Avrupa’ya gitti. Ancak her dönem kâğıt paranın karşılığı altındı. Doğuda, her zaman parayı devlet bastı. Ancak ABD tarihinde parayı hep özel şirketler bastı.

Yaklaşık 400 yıl önce ABD’de bankacılık faaliyetleri başladı ve her bir banka değerli madene karşılık para basardı.

Örneğin ABD’de, bağımsızlık kazanılmadan hemen önce 1600 banka, 7000 değişik çeşit banknot piyasaya sürmüştü. Özel bankalar para basıyor, 15-20 yılda bir paranın karşılıksız olduğunun anlaşılması ile kriz yaşanıyor, sistem çöküyordu. Sistem çökünce; batanlar, dolandıranlar, dolandırılanlar ortaya çıkıyor.

300 yıl boyunca birbirini dolandıran Amerikalılar, 1913 tarihinden sonra dünyayı dolandırmaya başladılar!

Ardından her şey sıfırlanıp aynı sistem pansuman birkaç tedbir ile yeniden devreye sokuluyordu. Kısaca ABD’de özel şirketler, 300 yıl boyunca karşılıksız para basıp insanları dolandırdı. 1900’lü yılların başında ABD’de 15 bin banka vardı ve hepsinin para basma hakkı vardı. 1913’te başkan Wilson’un onayı ile ülkenin en büyük 12 bankası birleşip FED’ i kurdu. 300 yıl boyunca birbirini dolandıran Amerikalılar, o tarihten sonra dünyayı dolandırmaya başladılar. Yani ABD, bankacılık ve karşılıksız para basıp insanların emek ve üretimini sömürmek konusunda çok deneyimlidir.

ABD doları nasıl rezerv para oldu?

Başkan Wilson’un onayı ile ABD’nin en büyük 12 bankasının birleşip kurdukları FED dolar basmaya başladı, ancak eş zamanlı olarak ABD’de on binlerce banka vardı ve hepsinin para basama hakkı vardı. Birinci dünya savaşı öncesinde tüm dünyada olduğu gibi ABD’de de altına karşılık kağıt para basılıyordu. O dönemde altının büyük bölümü ABD’de idi. 1913’te ABD altın karşılığını %40’a düşürdüğünü dünyaya duyurdu.

Dünya savaşı nedeniyle tüm dünya ülkeleri altın rezervini tüketmişti. ABD’nin bu uygulamasını hemen kabul etti. Savaş çok maliyetli bir iştir. II. Dünya Savaşı henüz bitmeden ülkeler kasalarını boşaltmışlardı. 1944’te, 44 ülkeden 730 temsilcinin katılımıyla 22 gün süren çalıştay yapıldı. Sonunda işletmeci Harry D. White ile iktisatçı john M. Keynes tarafından kurgulanan ‘Bretton Woods’ anlaşması imzalandı.

Bu anlaşma ile ABD doları altına karşılık, yerel paralar ise dolara karşılık basılacaktı. Dünyadaki altının büyük bölümü yine ABD’nin elindeydi. Bu nedenle dünya, ABD’nin bu teklifini de kabul etti. O günden sonra dolar rezerv para olmuştu. 1 dolar 0.88867 gram altına eşitlenmiş, ABD tarafından, ülkelerin talep etmesi halinde doları altın ile değiştirme garantisi verilmişti. O günden sonra ülkelerin merkez bankaları kasalarına koyduğu dolara karşılık para bastı. Örneğin siz TL basacaksınız, faizli dolar borç alıp kasanıza koyuyorsunuz, rezerv olarak tuttuğunuz dolara karşılık TL basıyorsunuz. Bu uygulama ile dünyadaki ülkelerin milli paraları buharlaştı.

Foyası ortaya çıkan ve bunu daha fazla gizleyemeyeceğini gören ABD, 1971 yılında; doları altın ile değiştirme sistemini kapattığını duyurdu!

Ülkelerin bastığı kendi paraları, Prof. Dr. Haydar Baş’ın deyimiyle milli para değil, doların tercümesi yani “tercüme para” oldu. 1961 yılına gelindiğinde; dünyadaki dolar miktarı ABD kasasındaki altının 12 katıydı. Dünya ülkeleri bundan rahatsızdı. Fransa’nın dolara karşılık ABD’den altın istemesiyle ABD kasasındaki altının yarısı eridi. Foyası ortaya çıkan ve bunu daha fazla gizleyemeyeceğini gören ABD, 1971 yılında; doları altın ile değiştirme sistemini kapattığını duyurdu. Doların karşılıksız olduğunun ortaya çıkması ile dolara karşılık basılan paralar da karşılıksız olmuş oldu. Birinci dünya savaşında, ittifak devletlerinin kaybetmesi ile aynı tarafta savaşa giren Osmanlı’nın da savaşı kaybetmiş sayılması gibi fatura herkese kesildi. Dönemin ABD Hazine Bakanı, “Dolar bizim paramız, ancak sizin sorununuz” dedi. 1971 yılından günümüze, doların satın alma gücü 100’den 1’e düştü.

ABD; karşılıksız para basarak dünyayı at edip bindi, eşek edip sürdü!

Altının satın alma gücü ise 1’den 80’e yükseldi. Son 50 yılda altın ile dolar arasındaki denge 180 kat bozuldu. Yani ABD; karşılıksız para basarak dünyayı at edip bindi, eşek edip sürdü.

Devletler, şirketler ve insanlar borçlu

Gelinen noktada ülkeler borçlu, şirketler borçlu, halklar borçlu.

ABD 21.2 trilyon dolar, İngiltere 8.5 trilyon dolar, Fransa 5.7 trilyon dolar, Almanya 5.4 trilyon dolar, Hollanda 4.5 trilyon dolar borçlu durumda. Bu liste uzayıp gidiyor. Dünyadaki tüm devletler borçlu.

Şirketler, yani özel sektör borçlu. Tüketici konumunda olan halklar borçlu.

Ve bu borçlara her gün milyar dolar faiz ödeniyor. Peki, herkes borçlu ise bu borcun alacaklısı kim? Borçlu sayısı uzayıp gidiyor ancak alacaklı sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Alacaklı, ABD FED’inin ortağı olan aileler, küresel şirketler…

Foya ortaya çıktı yeni aldatmaca devrede!

1971 yılında ABD dolarının altına karşılık basılmadığının ortaya çıkması ile yeni bir aldatmacaya ihtiyaç vardı. Bu aldatmaca bulundu ve yine dünyaya kabul ettirildi. Propaganda şu: “ABD’nin sanayisi, teknolojisi, dev firmaları var. Dünyanın birçok devletinin bütçelerinden daha büyük sermayeye sahip dev yazılım ve finans şirketleri var. ABD dolarının karşılığı bunlardır.

ABD bu fikrileri, Hollywood aracılığı ile propaganda ve reklamlarla, Pentagon aracılığı ile; insanların kafasına vura vura tüm dünyaya kabul ettirildi. İnsanlık, “ABD doları hem yerli para, hem konvertibl para hem de rezerv para oluyor da bizim paramız niçin olamıyor” diye sormadı. “Doların karşılığı, ABD şirketleri ve varlığı oluyor da, bizim paramızın karşılığı neden bizim şirketlerimiz ve üretimimiz olmuyor” diye sormadı.

Sordu ise de cevabını bilemedi, bildi ise bu sömürüye son verecek bir çözüm üretemedi. Bu suskunluk ve sömürü, 2005 yılında Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezi, dünyaya deklere edinceye kadar devam etti.

Fransa’da devrimciler nasıl para bastı?

1789 Fransız İhtilali, ‘yeniçağ’ı kapatıp ‘yakınçağ’ı açan dünya tarihinin en önemli gelişmelerinden biridir. Dünya ekonomik ve siyasi hayatındaki önemi malum. Bilindiği üzere; Fransız Devrimi, dönemin zenginlerine ve asillerine karşı yapılmıştır. Devrim başarılır, ancak zenginlik devrilen tarafın elindedir. Devrimi ayakta tutmak için paraya ihtiyaç vardır. Fransız ihtilali yapılmadan önce, Fransa topraklarının 5’te 1’i Kiliselere aitti.

Devrim ile birlikte kilisenin topraklarına el konulmuştu. Devrimden sonra çıkış arayan yeni yönetim işte bu topraklara karşılık para bastı. Basılan paranın üzerine, “Bu paranın karşılığı Fransa topraklarıdır” yazıldı. İnsanlar;”toprak sağlam bir karşılık kimse toprağı alıp bir yere de götüremez” dedi ve basılan paraya güven duyarak kullandı. Tüm dünyayı etkileyen Fransız devriminin kalıcı olması, devrimcilerin Fransa topraklarına karşılık para basması nedeniyledir. Dünya tüm bunları unutmuş, kendisine dayatılan sömürü düzenini sorgulamadan kabul etmişti.

Para gerçek karşılığını buldu!

Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli ile para ile para kazanmanın önüne geçecek yeni bir para tanımı yaptı. “Para; emek ve üretimin karşılığıdır.” Uluslararası ticaret açısından paranın konvertibl olması gerekir.

Bunun için de paraya karşılık gösterilmesi gerek. Sayın Baş; ülkenin yeraltı kaynaklarının mahkeme kararı ile tespit edilmesi, mahkeme kararı ile tespit edilen yeraltı kaynaklarına karşılık para basılması fikri ile gerçek anlamda paraya bir karşılık oluşturmanın formülünü ortaya koydu. Sonra ilk kez Milli Para kavramını dile getirdi.

Milli Paralarla Ticaret Kanunu!

ABD doları; hem ABD’nin yerli parası, hem konvertibl olup uluslararası ticarette kullanılan para, hem de rezerv para olabiliyor ise her ülkenin kendi parası da aynı haklara sahip olmalı” dedi. “Her ülke kendi emek ve üretimine karşılık para basmalı, dış ticarette de milli paralar kullanılmalı” dedi. 2009 yılında Önce Rusya ile Çin arasında milli paralarla ticaret anlaşması yapıldı. Sonra Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika bu anlaşmaya taraf oldu. BRICS ülkeleri kendi ekonomilerini Milli Paralar ile ticaret tezi üzerinden şekillendirdi.

Daha sonra bu ülkeler ile üçüncü ülkeler benzer anlaşmalar yapmaya başladı. Dünya ticaretinde ABD dolarının kullanımı her geçen gün azalmaya, yıllardan bu yana devam eden sömürünün faturası ABD’ye kesilmeye başlamıştı. Çünkü, ABD doları ülkesine dönerken karşılığında mal ve hizmet isteniyordu. ABD başta olmak üzere kapitalist batı ülkeleri her geçen gün batarken milli paralarını basıp kullanan ülkeler yükseliyordu. Ancak batı ülkeleri; kuyruğu dik tutmaya, tükendiği halde tüm dünyaya, “yıkılmadım ayaktayım” mesajı vermeye çalışıyordu. Bu göstermelik duruş da, koronavirüs ortaya çıkıncaya kadar sürdü.

En acınası durumda olan Türkiye!

Çok hızlı yayılan koronavirüsün, yayılmasının önüne geçmenin tek yolu, insanların temas etmesini engellemektir. Bunu sağlamanın en kestirme yolu da, sokağa çıkma yasağı koymaktır. Sokağa çıkma yasağı koymak kolay, ancak milyonlarca vatandaşına evinde bakabilmek ekonomik güç gerektiriyor. ABD buna cesaret edemedi. Avrupa ülkeleri de sokağa çıkma yasağı koyamadı ve on binlerin ölümünü izliyor.

Çin 1.5 milyar nüfusa, Hindistan 1.4 milyar nüfusa, Rusya 150 milyon nüfusa bakmayı göze aldı. Hiç tereddüt etmediler. Hemen sokağa çıkma yasağı koydular. Ancak çok güçlü ekonomisi var denen Almanya 80 milyon nüfusa, İtalya 60 milyon Nüfusa, Fransa 70 milyon nüfusa bakmayı göze alamadı. ABD 330 milyon nüfusa bakmayı hiç göze alamadı. Çin ve Rusya kendi halkına bakmanın yanı sıra batı ülkelerine yardımlar yapıyorlar. Uçaklar dolusu tıbbi cihaz gönderiyorlar. Koronavirüs ile blöf yapan ülkeler açığa çıktı. Herkes cebindekini çıkarıp masaya koysun” dendiğinde kimin cebinde ne var ortaya çıktı. Bu ortamda en acınası durumda olan ülke maalesef Türkiye.

Tüm ülkeler az çok cebinden bir şeyler çıkarıp masaya koydu. Vatandaşına destek olmak için paketler açıkladı. Türkiye hükümeti ise halka IBAN numarası verip yardım kampanyası başlattı. Ancak Türk devleti de Türk milleti de bu sonucu kendisi tercih etti. Çin’de, Rusya’da, Hindistan’da fikirleri uygulanan Haydar Baş Hocayı dinlemek yerine, 18 yıllık yönetimin sonucunda ülkeyi milletin SMS ile yapacağı 10 TL’lik yardımına muhtaç eden insanları seçti. Her seçimde aynı yanlışı yapmakta ısrar etti ve bu gün bu fatura ile karşı karşıya.

Millet doğruya sırtını döndü!

Milletin karşı karşıya olduğu bu ağır faturanın bir diğer sebebi de şudur. İnsanlar akılları ile düşünür, ancak kalpleri ile karar verir. O nedenle çoğu zaman akli olanı tercih etmez. Örneğin sigaranın sağlığa zararlı olduğunu herkes bilir. Bu konuda tartışma yoktur. Ancak milyonlarca insan gene sigara kullanmaya devam eder. Akli izahlar tiryakileri sigaradan vazgeçirmez.

Ancak herhangi bir kullanıcı, örneğin akciğer kanseri olduğunu ve 3 aylık ömrünün kaldığını öğrendiğinde bir anda sigaradan nefret eder. Yani insanların, alışkanlıklarından vazgeçmesi ve keskin dönüş yapabilmesi için çoğu zaman ciddi bir tramvaya ihtiyaçları vardır. Bir diğer ölçü de şudur: İnsan hata yapabilir. Hataya dinde günah, hukuk sisteminde taksir denir. Her ikisinde de kast yoksa yaptırım azdır.

Ancak hatada ısrar, kastın varlığını gösterir. Kastın yaptırımı ise ağırdır. Millet doğruya sırt döndü ve yanlışı tercih etti. Ve bu yanlışı defalarca tekrarlayarak yani yanlışta ısrar ederek kastını ortaya koydu. Yukarıda belirttiğimiz üzere, kastın yaptırımı ağırdır.

Buhrandan çıkışın anahtarı Baş’ta

Şimdilik dünya koronavirüsün insan sağlığına etkilerini konuşuyor ve bundan korkuyor. Ancak önümüzdeki aydan itibaren dünya; virüsün ekonomik etkilerini ve sonuçlarını yaşamaya başlayacak. Şirketler batacak, milyonlar, belki de milyarlarca insan işsiz kalacak.

Yani insanlık büyük bir ekonomik travma yaşayacak gibi gözüküyor. Bu travma insanların kötü alışkanlıklarından vazgeçmesine, kararlarını değiştirmelerine sebep olacaktır. Dünya kendi iradesi ile bu çarpık kapitalist sistemi değiştirmediği için sakat temeller üzerine kurulu bu çarpık sistem, şimdi kapitalist ülkelerin üzerine çöküyor. Prof. Dr. Haydar Baş’ı ve onun Milli Ekonomi Modeli’ni iyi okuyup anlamak lazım.

Çünkü, bu buhrandan çıkışın anahtarı ondadır. Hatta tekrar tekrar okumak lazım. Meşhur Rus iktisatçı Prof. Dr. Valery Lebedev’in dediği gibi; “Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezinin satır aralarında gizli kodlar var. Her okuduğunuzda yeni bir kodu çözersiniz.”

Yeni Mesaj Gazetesi
Av. Lütfullah Önder

http://yenimesaj.com.tr/koronavirus-super-guc-balonunu-patlatti-H1339892.htm

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*